Gülistan Karasu
Hayat yolculuğunda ilerlemenin yolunu ararken yazmanın iyi hissettirdiğini, iyileştirdiğini keşfeden bir kâşif.

Dede, Işıkları Açıverin

Dede, Işıkları Açıverin

Arabasız ilk günlerim. İşten çıktım. Sıcak, yapış yapış sıcak. Ana yola doğru yürüyorum benimle birlikte iki kadın yürüyor. Karşıya geçiyorum onlar da geçiyor. Durakta bekliyorum onlar da bekliyor. Üç numara geliyor, biniyorum, onlar da biniyor. Eve yakın durakta iniyorum onlar da iniyor. Alt geçit merdivenlerinden inerken artık dayanamıyorum.

 İki kadına dönüp, inşallah benim eve gitmiyoruzdur, deyip gülümsüyorum. Onlar da gülümsüyor. Tanışıyoruz. İki kadın, Derya ve Hatice, iki bacı.  Diğer günlerde rastlaşıyor, sohbet ediyoruz. Onlar kendi hayatlarından ben de kendi hayatımdan bahsediyorum. Yazılarımı okumak ister misiniz diye soruyorum. Okuruz diyorlar. Seviniyorum. Sonra iş yerimi değiştirdiğimde daha az rastlaşır oluyoruz.

Rastlaşmalarımızdan birinde Derya, yazdıklarımın onun hayatında bir yerlere dokunduğunu söylüyor. Ben de ne okumak isterdin diye soruyorum. Söyleyemediklerimizi, sesimizi çıkaramadıklarımızı yazsan diyor. Aradan zaman geçiyor bu fikir aklımda dönüp duruyor. Derken bir anım aklıma geliyor.

Çocukluğumda yaz günüydü. Ramazan ayıydı. Oruçtum. Aklımda kaymaklı lokumun hayali, yanımda komşumuzun kızı Havva ablayla ikindi mukabelesine gittim.  Caminin kadınlar mahfiline geçtik.

Mukabele başlamadan yağmur başladı, hava karardı bizim olduğumuz yer karanlıktı. Erkeklerin olduğu kısımda avizeler, ışıklar ışıl ışıl yanıyordu.

Havva abla beni, kadınlar mahfilinin korkuluklarına yaklaştırdı, perdeyi araladı. Aşağıya seslen. Dede, ışıkları açıversin dedi. Ben çocuktum ve benim söylemem daha münasipti.

Derin bir nefes aldım, kalbimin gümbürtüsü kulaklarımda zonkluyordu.

 Dede ışıkları açıverin dedim.

 Ama diyemedim.

Ağzım söylüyor, sesim çıkmıyordu. Hadi kızım söyleyiver diye beni cesaretlendiriyordu Havva abla. Kaç kere sesimi çıkaramadan, dede ışıkları açıverin dedim saymadım. Neden çıkmıyordu sesim?  Bilmiyordum. Bildiğim tek şey kadın cemaatinin sözcüsü olduğum. Sonra nasıl oldu anlamadım. DEDE IŞIKLARI AÇIVERİN diye güçlü, gür ve tok bir ses çıktı benden. Kendi sesimden irkildim. O gün ışıklar açıldı, kadınlar mahfili aydınlandı.

Ama yıllar sonra Derya’nın “Söyleyemediklerimizi yazsan,” demesiyle o çocuk yeniden karşıma çıktı.

Kadınlar mahfilinde perdeyi aralayıp, erkeklerin tarafındaki ışıklara bakan…

Bir şey istemek için sesini bulmakta zorlanan…

Ağzı kıpırdarken sesi çıkmayan o kız…

Kim bilir kaç kere bir şey söylemek istedik de sustuk.

Kaç kere “hayır” demek isterken “olur” dedik.

Kaç kere istediğimiz bir şeyi “istiyorum”, istemediğimiz bir şeyi de “istemiyorum” diyemedik.

Kaç kere kırıldık da belli etmedik, içimizden geçen cümleyi yuttuk.

Kaç kere birinin yüzüne bakıp söylemek istediğimizi söylemek yerine gülümsedik. Sonra eve dönerken söyleyemediğimiz cümleleri kendi kendimize söyledik.

 Bunca kaç kereyi saymanın, çeteleme tutmanın ne faydası var?

Halbuki;

İçimiz biraz karanlıksa… Işıkları açabiliriz.

Sesimiz çıkmıyorsa…Kendimize zaman verebiliriz.

Yapmak isteyip yapamıyorsak…  Destek isteyebiliriz.

Bazen insanın söyleyeceği söz, sesinden önce büyüyor içinde.

Ve zamanı geldiğinde…

Birdenbire çıkıyor.

Gür.

Tok.

Kendine bile yabancı gelecek kadar güçlü.


Yorum Bırak

Cart
  • Your cart is empty Browse Shop
    Select the fields to be shown. Others will be hidden. Drag and drop to rearrange the order.
    • Image
    • SKU
    • Rating
    • Price
    • Stock
    • Availability
    • Add to cart
    • Description
    • Content
    • Weight
    • Dimensions
    • Additional information
    Click outside to hide the comparison bar
    Compare