Siz de hafta sonu kahvaltısına özenenlerden misiniz?
Geçen cumartesi sabahı kızımla birlikte mutfaktaydık. Canımız domatesli yumurta istemişti. Ben yeşillikleri yıkarken, o domatesleri tavaya atmıştı bile. Yumurtaları dolaptan çıkardığında, “Biraz bekle,” dedim. “Domatesler iyice kavrulsun. Şöyle baloncuklar oluşup oluşup patlasın, şıkır şıkır ses çıkarsın. Ondan sonra yumurtaları kır.”
Gözlerini devirdi.
O sırada ben de “Ben göz deviremiyorum, gözlerim acıyor. Nasıl yapıyorsa artık…” diye düşündüm.
İçimden güldüm. Söyleyeceğimi söylemiştim. Kahvaltımızın tadı kaçmasın diye de üstelemedim.
Sofraya oturduk. Birkaç lokma aldıktan sonra bana dönüp, “Anne, neden benim yaptığım seninkisi kadar lezzetli olmadı?” diye sordu.
“Çünkü domatesleri yeterince kavurmadın.” dedim.
Bir anda yüzü düştü. Sessizleşti.
“Ne oldu?” diye sordum.
“Kendimi kötü hissettim. Keşke dediğini yapsaydım.” dedi.
Yüzündeki hayal kırıklığını görünce yıllar öncesine gittim. Çünkü o bakışı çok iyi tanıyordum.
Annem bir gün semizotlarını ayıklayıp yıkamıştı. Ertesi gün komşuya patates çapasına ödünç etmeye gidecekti. Bizim oralarda “ödünç etmek”, “Bugün ben sana, yarın sen bana.” diyerek imece usulü çalışmak demektir.
“Sen öğlene kadar semizotunu pişir. Unutma, kaymak kat.” dedi.
“Ne var ki bunda?” diye düşündüm. Tencereye önce kaymağı koyup güzelce kavurdum. Sonra annemin söylediği diğer malzemeleri ekledim. Ama yemek pişerken mutfağa garip bir koku yayılmaya başladı.
Öğlen babam geldi. Sofraya oturdu. Semizotunun üzerine yoğurdunu döktü, bir kaşık aldı, ağzına götürdü…
Ben nefesimi tuttum.
Babam daha yemeği yutmadan öğürerek lavaboya koştu.
O an yaşadığım korkuyu bugün bile hatırlıyorum. “Ya babama bir şey olursa?” diye düşünüyordum. Sonra aklıma başka bir ihtimal geldi: “Ya babama bir şey olmaz da bana kızarsa?” Bir anda, bana kızmasını yeğler oldum.
Neyse ki babam iyiydi. Onu peynir ekmekle doyurup işe gönderdim.
Akşam annem gelince babam, “Bir daha bu kıza yemek yaptırma, az daha zehirleniyordum.” dedi.
O gün sadece yemek yapmaktan değil, yanlış yapmaktan da korktum.
Annem önce babama, sonra bana baktı. Yüzünde şaşkın ama meraklı bir ifade vardı. Sanki, “Bu kız ne yapmış olabilir acaba?” der gibiydi. O bakışı çok komiğime gitmişti ama gülmeye cesaret edemedim. Korkuyla muziplik bir aradaydı.
Annem merakla sordu.
“Nasıl yaptın yemeği, anlat bakalım.” dedi.
Ben de,
“Tencereye önce kaymağı koydum, sonra bir güzel kavurdum.” dedim.
Bu kez annemin gözleri daha da büyüdü. O an babamın haklı olabileceğini, bir daha bana yemek yaptırılmayacağını düşündüm.
“Niye kavurdun kızım?” diye sordu.
“Keşkek yiyeceğimiz zaman kavuruyoruz ya anne.” dedim.
Annem başını salladı.
“Bu keşkek değil ki… Keşkekte kavrulmuş kaymağı üzerine dökeriz. Semizotunda ise kaynamaya başlayınca yavaşça içine eklersin.”
Cevabım kısacıktı.
“Keşkek aklımda kalmış.”
Annem bana bu ince detayı söylemiş miydi, hiç hatırlamıyorum. Ama olan olmuştu.
Sonra annem de bana çocukluğundan bir anı anlattı. Bir gün yaptığı yemeğin tuzunu fazla kaçırmış. Dedeme, yemeğin çok tuzlu olduğunu, nasıl düzelteceğini bilmediğini ve yeniden yemek yetiştiremeyeceğini söylemiş. Dedem de yemeğin suyunu süzüp içine biraz su ve bir kaşık kaymak ekleyerek bir taşım daha kaynatmış. Böylece yemeği kurtarmışlar.
“Benim semizotu kurtarılamadı ama…” dedim ve gülmeye başladım.
Sonra kızıma döndüm.
“Bak, ben her şeyi en başından harika yapan biri değilim. Anneannen de değilmiş. Senin de bugün domatesi az kavurunca lezzetli olmadığını fark etmen, bir dahakini daha güzel yapabilmen için bir basamak olabilir. Haftaya cumartesi domatesli yumurta yine senden. Anlaştık mı?” dedim.
Yüzü yeniden gülmeye başladı.
Kızıma bunları anlatırken aslında onu değil, içimdeki küçük kız çocuğunu teselli ediyordum. Yanlış yapmaktan korkan tarafıma elimi uzatıyordum.
Hata yapmak her zaman yetersizlik değildir. Bazen sadece bilgi eksikliğidir. Bazen de yeterince bilgimiz vardır ama onu doğru yerde, doğru zamanda nasıl kullanacağımızı henüz bilmiyoruz. Ya da yeterince pratiğimiz yoktur.
İnsanı olgunlaştıran şey, hiç hata yapmaması değil; yaptığı hataya rağmen yeniden mutfağa girebilmesidir.
Peki ya sizin de yanlış yapmaktan korkup, bir daha hiç yapmak istemediğiniz bir şey oldu mu?
