Ege bölgesi sınırları içinde olup da İç Anadolu iklimi yaşanan memleketimde bir yaz günü, kısa kollu tişört giymenin verdiği mutluluk ve o tişörtün oluşturduğu amele yanığıyla sokaktaydım. Mahallenin tüm çocukları, basınca puf diye kalkan toprak yolda oyun kuruyor ve kurduğumuz oyunun tadını çıkarıyorduk. Arada langır lungur kamyon geçiyor, yolun tüm tozu havaya kalkıyor, göz gözü görmüyorken bile neşeliydik.
İkindi vakti ilk kim acıktı ve bize gidip yemek yeme fikri kimden çıktı hatırlamıyorum, hatırladığım birinin bana, sizde yiyelim dediği.
Annem pirinç pilavını yapmış, demlensin diye sofra bezine sarmış. Akşama yemeğinin hazır olmasının verdiği rahatlıkla karşı komşunun bahçesinde kadınlarla örgü örüyordu.
Bense tüm çocukları toplayıp, annem görmesin diye arka balkondan evimize aldım. Balkondan mutfağa oradan da tüm kapıların açıldığı salona geçtik. Misafirperver bir ev sahibesi edasıyla yere sofra bezini serdim. Büyükçe bir çinko tepsiyi yere hızlıca koydum. Doing diye bir ses çıktı.
Pilav tenceresinin sarılı olduğu sofra bezinden çıkarıp, kapağını kaldırdım. Koku hepimizin ağzını sulandırdı. Laps diye tepsiye ters çevirdim. Tüm çocuklar kaşıklarıyla tangır tungur tencerenin dibine vurdu. Altta pilav üstte kuşbaşı etler iyice iştahımızı kabarttı. Aç kurtlar gibi saldırdık. Kısa sürede silip süpürdük.
Tepsi bomboş. Sofra bezini, tepsi ve kaşıklar içinde kalacak şekilde bohçalayıp mutfakta, ocak tezgahının altına itiverdim. İlk bakışta görülmesi pek mümkün değil. Boş tencere ocağın üstünde, kapağı kapalı duruyordu. Tüm çocuklar yeniden sokağa koştuk. Yakan top, saklambaç bir sürü oyun oynadıktan sonra akşam ezanı başlar başlamaz eve koştum.
Annem mutfakta kendi kendine konuşuyordu. ‘Ben bu pilavı sarmamış mıyım? Allah Allah ‘deyip kapağı açtı. Tencerenin dibinde kendi yansımasını gördüğüne eminim. Çünkü öyle bir sıyırdık ki dibini ışıl ışıl kaldı.
‘Nereye gider bu pilav’ diye mutfakta dolanırken ocak tezgâhının altında ayağına çarpan şeyden şıkırtı sesi gelince eğilip baktı. Sofra bezini açınca bir iki pirinç tanesi ve neredeyse bir düzine kaşığı görünce tüm ipuçlarını birbirine bağlayarak beni çağırdı.
-Pilav nerede?
– Yedik.
-Akşama ne yiyeceksiniz?
– Ben tokum.
-Babana ne diyeceğiz?
-Bilmiyorum.
Tüm bu sorulara cevap verirken, çocukların karnını doyururken ki mutluluğumdan eser kalmadı.
O akşam annem sofraya yemek diye ne koydu hatırlamıyorum, neden çocukları evimize doldurup akşam yemeğimizi onlara yedirdiğim konusunda da hiçbir fikrim yok. Sadece bana sunulan teklifi kabul ettim ve bizde yemek isteyenleri eve aldım hem de gizlice.
Annemi üzdüğümü ve akşam yemeğinin planladığı gibi olmamasının müsebbibi olduğumu çok iyi biliyordum. Yatma vakti gelince annem bana ‘bir daha böyle bir şey yapma’ diye tembihledi.
Aradan zaman geçti, okul açıldı. Bir gün okul çıkışı arkadaşlarım sizde ders çalışalım dedi. Yine cümbür cemaat bizim eve vardık. Annem yetişmesi gereken yorganı ancak bitirmiş, ev süpürüyordu. Benim ardım sıra dizilmiş kızlı oğlanlı çocukları görünce bana bir bakış attı. Hani böyle gondolda sallanırken için kımıl kımıl olur ya. Hah öyle oldu içim.
Bizi sobalı yeni süpürülmüş odaya aldı. İçimde bir tedirginlik var. Yine annemi üzdüğüm fikri aklımdan çıkmadı. Tam o sırada annem kapıyı açıp elindeki sofra bezini ve ekmek tenceresini, sonra yer sofrasına koyduğu kahvaltılıkları getirdi. ‘Geleceğinizi bilseydim size kek yapardım’ dedi. Benim içime su serpildi o anda.
Çocuklar evlerine dağılınca arkadaşlarım bize gelmek istedi dedim. ‘Yazın pilavı yedirdiğinde demedim mi bir daha böyle yapma diye’ dedi. Ben pek anlam veremedim. Ne de olsa bu sefer, annem yokken kimseye akşam yemeğini yedirmedim ki diye düşündüm. Annem anlamadığımı fark edince ‘bundan sonra arkadaşlarının aklına uyma, sen mahcup olma diye onların yanında bir şey demedim’ dedi.
Sonraları arada arkadaş aklıyla hareket ettiğim zamanlar da oldu ama anneme pek yakalanmadım.
Aradan yıllar geçip anne olduğumda, kızım arkadaşları için kendini yorduğu zamanlarda ve bana emri vaki yaptığında bu anım aklıma geliyor. Bazı şeyler planladığım gibi gitmediğinde, yetiştirmem gereken işlerle uğraşırken beklenmedik sürprizlerle karşılaştığımda ve bu beklenmedik olayların, sürprizlerin kızımın arkadaşlarının fikri olduğunu öğrendiğimde annemi ancak anlıyorum.
Kızıma bu anımı anlattığımda ‘sen bu hikâyeyi bana ders olsun diye mi uydurdun’ dedi. Gerçekten yaşadığımı, o yolları yürüdüğümü ve onun yeniden aynı yolları yürümesine gerek olmadığını söyledim. Annemden öğrendiğim gibi, kendi aklını kullanmasını öğütledim.
Ben mi? Aklımı kullanma konusunda baya yol adım. Yine de pilavı riske atmıyorum.
