Gülistan Karasu
Hayat yolculuğunda ilerlemenin yolunu ararken yazmanın iyi hissettirdiğini, iyileştirdiğini keşfeden bir kâşif.

Kazan Karası

Kazan Karası

Okuldan çıkıp öğlen yemeği için eve geldiğimde annem beni dört gözle bekliyordu. İlkokul birinci sınıftaydım. Bugün düşününce, ne kadar küçük olduğumu özellikle belirtmek istiyorum.  Kardeşimle aramızda üç yaş vardı ve o yaşta üç yıl, insanın gözünde kocaman bir farktı. Ben büyüktüm.

Kardeşim anneme çok düşkündü, annem de ona.

Annem, anneannemden ekmek alıp geleceğini, kardeşime bakmamı söyledi. Kapıyı üzerimizden kilitleyip hızlıca çıktı.

Annem gider gitmez kardeşim ağlamaya başladı.

Ne yaptıysam susturamadım. Anne diye tutturmuştu. Belli ki o yaşta dünyanın en önemli insanına ulaşmanın tek yolu ağlamaktı.

Ben de onu anneme kavuşturmanın bir yolunu bulmalıydım.

Ama kapı kilitliydi. Dışarı çıkamıyorduk.

Müstakil evimizin balkonu yere yakındı ve balkon kapısı kilitli değildi. Kapıyı açtım, bahçeye atladım. Bahçede, çeşmenin başında bir kara kazan duruyordu. Onu balkonun altına yanaştırdım. Ters çevirdim, basamak yaptım.

Sonra yeniden balkona çıktım.

Kardeşimi kollarından tutup usulca aşağı sarkıttım. Güvenle kazanın üzerine indirdim. Sonra o kendisi kazanın üstünden bahçeye indi.

Ben mi?

Ben de hangi akla hizmetse, güm diye kazanın üzerine atladım.

Ama hesap etmediğim bir şey vardı.

Kazan devrildi. Tepe taklak düştüm.

Dudağımın sol yanında bir kesik oluştu. İçine kazan karası girmişti. Annem geldiğinde o karayı temizlemek istedi. Ama ne zaman dudağıma dokunsa canım yanıyor, ben de ağlıyordum.

O gün geçti.

Yara kapandı.

Dudağımın sol yanında, hafif yeşilimtırak bir leke var. Artık bir kazan karası gibi değil. Güneydoğu’da yapılan dövmeleri andırıyor. Urfa’ya tayinim çıktığında bu leke özellikle dikkat çekmişti. Buraya hemen ayak uydurdun demişlerdi.

Ben ise her baktığımda başka bir şey görüyorum.

Kardeşinin ağlamasına dayanamayan, kapı kilitli olduğu halde bir çıkış yolu arayan, kendi canının yanacağını düşünmeden önce kardeşini güvenle aşağı indirmeye çalışan bir çocuğu…

Taşıyamayacağı, kendine ait olmayan sorumluluğu alanı…

Kendi sorumluluğunu almayanı…

Yaşından önce büyüyeni…                                               

Bana bir şey olamaz, ben hallederim zannederek sonunu düşünmeden hareket edeni…

Büyük sözü dinlemeyeni…

Son zamanlarda şu soruyu soruyorum kendime. “Bu gerçekten benim sorumluluğum mu?”

Bir başkasına destek olmakla, bir başkasının sorumluluğunu üstlenmek aynı şey değil.

Birinin yanında olmak başka.

Onun yükünü sırtlanmak başka.

Yardım etmek başka.

Kendini feda etmek başka.

Bana ait olmayan her yükü taşımak zorunda değilim.

Sevdiklerime yardım edebilirim.

Onları koruyabilirim.

Yanlarında durabilirim.

Ama onlara gösterdiğim özeni  kendime de gösterebilirim.

Ve galiba insanın kendine karşı alabileceği en önemli sorumluluklardan biri de bu:

Kendi yükünün ne olduğunu bilmek, başkasının yükünü ise gerektiğinde yere bırakabilmek.

Yıllar sonra kendi çocuklarım olduğunda, bir gün kızıma “Kardeşine bakıver,” dediğimi hatırlıyorum.

Ne kadar tanıdık bir cümleydi.

O kadar tanıdık ki, üzerinde hiç düşünmeden ağzımdan çıkmıştı.

Oysa şimdi dönüp baktığımda, o cümlenin karşısında kendi çocukluğumu görüyorum.

Bir annenin hayatı kolaylaştırmak için söylediği masum bir cümle, bir çocuğun dünyasında bambaşka bir anlama gelebiliyor. “Sen büyüksün.”

Ben de bir zamanlar kardeşimden büyük olsam da aslında küçücüktüm.

Belki annem de benim ne kadar küçük olduğumu düşünmemişti. Ben de kızıma söylerken, onun ne kadar küçük olduğunu düşünmedim.

Hayat bazen bize fark etmediğimiz şeyleri kendi çocuklarımız üzerinden gösteriyor.

Bunu anladığımda geçmişe kızmadım. Anneme de kızmadım, kendime de.

Sadece şunu anladım:

Bir çocuğa kardeşini sevdirebiliriz ama kardeşinin sorumluluğunu vermek zorunda değiliz.

Büyük olmak, küçüğün sorumlusu olmak demek değil.

Ve belki benim bugün kendi çocuklarıma verebileceğim en kıymetli şeylerden biri de bu:

Sevgiyle yardım etmeyi, ama başkasının yükünü kendi yükü sanmamayı da öğretmek.

Şimdi kazana atlayan kız çocuğunun önünde çöküp deniz yeşili gözlerine bakarak elinden tutuyorum.

Sen çok küçüktün, her şeyi bilmek, çözmek, korumak senin işin değildi. Elinden geleni yaptın, annenin verdiği sorumluluğu taşıdın, kardeşinin isteğini yerine getirmeye çalıştın ve onu korudun diyereksarılıyorum.

 Bu kez onu bir yerden indirmek için değil düştüğünde, yaralandığında, kalktığında, koştuğunda, her halinde yanında olmak için.

Omzuna düşmüş kınalı lülelerini okşuyorum.

Bir zamanlar herkesi memnun etmeye çalışan o küçük kız, artık hem kendisini hem de kendi çocuklarının çocukluğunu mutlu etmeyi öğreniyor.

Size bir soru bırakıyorum.

Üzerimizdeki sorumlulukların hepsi bizim mi?


Yorum Bırak

Cart
  • Your cart is empty Browse Shop
    Select the fields to be shown. Others will be hidden. Drag and drop to rearrange the order.
    • Image
    • SKU
    • Rating
    • Price
    • Stock
    • Availability
    • Add to cart
    • Description
    • Content
    • Weight
    • Dimensions
    • Additional information
    Click outside to hide the comparison bar
    Compare