İstiklal Marşı okunurken, ben de eşlik ettiğimde boğazım düğüm düğüm oluyor. Sesim bazen titriyor, içimde tarif etmekte zorlandığım bir duygu kabarıyor.
Belki bu, vatan uğruna canlarını feda eden atalarımıza duyduğum minnettarlıktan… Belki onların bize emanet ettiği bu güzel vatanı daha ileriye taşıyamadığımızı düşündüğümde hissettiğim mahcubiyetten…
Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: O anlarda geçmişle aramda görünmez bir bağ kuruyorum. Verilen mücadeleyi, çekilen acıları, kazanılan bağımsızlığı ve bize bırakılan emaneti düşünüyorum.
Sonra kendime şu soruyu soruyorum:
Bana bırakılan bu emanete layık olmak için ben ne yapıyorum?
Bu sorunun cevabını yalnızca ülkem için yaptıklarımla sınırlı tutmuyorum. Kendi hayatıma da bakıyorum. Çünkü insanın yaşadığı ülkeye, ailesine ve kendisine karşı sorumluluğunun, önce kendi hayatını nasıl yaşadığıyla da ilgili olduğuna inanıyorum.
Bir yıl kadar önce, Meltem Reyhan hocamın Hikayeni Yeniden Yaz Atölyesine yeniden katıldım. Hikayemin nasıl Cumhuriyet’e ve Atatürk’ün ülkemizi yapılandırmasına bağlandığını anlatmak niyetindeyim.
Atalet
Hikâyeni Yeniden Yaz Atölyesinde kendi hikâyemi öyle bir yazmıştım ki hayatımda olmasını istediklerimi dizi dizi sıralıyor, arada afili cümle kuruyor, bazı mitolojik kahramanlarla süslüyor ama hiçbir şey yapmıyor eyleme geçemiyor ve kendimi hocama bir nevi ispiyonluyordum. Yapmam gerekenleri biliyor ama sürekli erteliyordum. Atalet tam da buydu.
Hocam yazımı değerlendirdiğinde bana şu yönde bir öneride bulundu:
“Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki yapılandırması gibi sen de kendi hayatını yapılandır.”
Bu cümle zihnimde bir kapı açtı.
Atatürk ve Kurtuluş Savaşı sonrasında başlayan büyük dönüşüm… Bir ülkenin yalnızca bağımsızlığını kazanmasının yeterli olmadığını; kazanılan bağımsızlığın ardından yeni kurumlar kurmak, eğitimden ekonomiye pek çok alanı geliştirmek ve geleceği sağlam temeller üzerine oturtmak gerektiğini düşündüm.
Peki, ben de kendi hayatımda benzer bir yaklaşım benimseyebilir miydim?
Geçmişte yapamadıklarıma takılıp kalmak yerine bugünden başlayabilir miydim?
Dağınık bıraktığım işleri toparlayabilir, ertelediğim sorumlulukları üstlenebilir ve hayatımın kontrolünü daha fazla elime alabilir miydim?
Bunu anlamak için Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sonrasındaki yeniden yapılanma çalışmalarını araştırmaya başladım.
Bir ülkenin yeniden yapılanmasından ilham almak
30 Ağustos 1922’de askerî zaferin kazanılması, verilen mücadelenin sonuydu; fakat yeni bir ülke kurma ve onu geliştirme çalışmaları devam ediyordu. Atatürk’ün yaklaşımında bağımsızlığın ardından siyasi, hukuki, toplumsal, kültürel ve ekonomik alanlarda kapsamlı dönüşümler gerçekleştirmek önemli bir yer tutuyordu.
Araştırırken dikkatimi çeken başlıca adımlar şunlardı:
1. Yeni bir yönetim yapısı kurmak
Millî egemenlik esasının güçlendirilmesi, saltanatın kaldırılması ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle yeni devletin siyasi yapısı şekillendirildi.
Kendi hayatıma yansıması: Hayatımın sorumluluğunu üstlenmek ve kararlarımı ertelemek yerine harekete geçmek.
2. Eğitime ve gelişime önem vermek
3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim kurumlarının birleştirilmesi yönünde önemli bir adım atıldı. Eğitim, yeni toplumun gelişiminde temel alanlardan biri olarak ele alındı.
Kendi hayatıma yansıması: Öğrenmeye devam etmek, yeni beceriler kazanmak ve kendimi geliştirmek.
3. Ekonomik bağımsızlığı ve üretimi güçlendirmek
1923 İzmir İktisat Kongresi’nde ülkenin ekonomik sorunları ve geleceğine ilişkin hedefler ele alındı. Tarımın, ticaretin ve sanayinin geliştirilmesine önem verildi.
Kendi hayatıma yansıması: Kaynaklarımı daha bilinçli kullanmak, üretmek ve elimdeki imkânları değerlendirmek.
4. Hukuki ve toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek
Cumhuriyet’in ilk yıllarında hukuk sisteminden toplumsal yaşama kadar pek çok alanda değişiklikler yapıldı. Kadınların toplumsal ve siyasi yaşama katılımını genişleten düzenlemeler de bu dönüşümün önemli parçalarıydı.
Kendi hayatıma yansıması: Bana iyi gelmeyen alışkanlıkları gözden geçirmek, yaşam düzenimi yenilemek ve daha sağlıklı sınırlar oluşturmak.
5. Üretimi, sağlığı ve toplumsal gelişimi desteklemek
Yeni devletin yapılanma sürecinde tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesi, sanayinin ilerletilmesi ve sağlık hizmetlerine önem verilmesi hedeflendi.
Kendi hayatıma yansıması: Yaşam alanıma özen göstermek, günlük işlerimi düzene koymak ve hayatımı kolaylaştıracak küçük ama kalıcı adımlar atmak.
Ben de bunları kendi hayatıma uyarlamaya karar verdim.
Kendi hayatımın yeniden yapılanma süreci
Atatürk, Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitimin ülkenin her köşesine ulaşması ve köylerin gelişmesi için önemli adımlar atmıştı. Onun döneminde başlayan köy eğitmenleri yetiştirme çalışmaları, vefatından sonra geliştirilerek Köy Enstitüleri projesine dönüştürüldü. 1940 yılında kurulan bu kurumlar; eğitim, tarım, üretim ve el becerilerini bir araya getiren bir anlayışla faaliyet gösterdi.
Ben de bu tarihsel süreci araştırırken bir ülkenin yeniden yapılanmasının yalnızca büyük kararlarla değil, insanların gündelik yaşamlarında edindikleri bilgi ve becerilerle de ilgili olduğunu düşündüm. Belki kendi hayatımı yeniden yapılandırırken ilham alabileceğim nokta da buydu: Öğrenmek, üretmek, elimdeki imkânları değerlendirmek ve ertelediğim işleri birer birer tamamlamak.
Onlar, toprağı işleyip ürün yetiştiriyor; yetiştirdiklerini değerlendiriyor, kışın tüketmek üzere konserve ve salça hazırlıyorlardı. Üretmeyi, eldeki imkânları değerlendirmeyi ve kendi ihtiyaçlarını karşılamayı öğreniyorlardı.
Ben de bugün kendi hayatımı yeniden yapılandırmaya çalışırken domates sosu hazırlamak, turşu kurmak, zeytin yapmak, gibi sıradan görünen bir işi farklı bir gözle görmeye başladım. Çünkü mesele yalnızca kışlık hazırlamak değil; elimdeki imkânı değerlendirmek, bir işe başlamak ve emeğimin sonucunu görmekti.
Domates sosu hazırlamak… Dışarıdan bakıldığında sıradan bir mutfak işi gibi görünebilir. Ama bazen bir işi yapmak için gereken hazırlık, harcanacak zaman ve enerji gözümüzde büyür. Sonra erteleriz. Erteledikçe yapılacaklar birikir, biriken işler de zihnimizde daha fazla yer kaplar.
Oysa başlayıp bitirdiğimiz her iş, yalnızca yapılacaklar listesinden bir maddeyi eksiltmez. Bize yapabildiğimizi de hatırlatır.
Bir süredir bekleyen, aklımın bir köşesinde duran ve her gördüğümde bana yapılması gerektiğini hatırlatan işler…
Onları da birer birer ele almak, ihtiyaçları belirlemek, plan yapmak ve tamamlamak gerekiyordu.
Burada asıl mesele yapılan işin büyüklüğü değildi. Mesele, ertelemek yerine başlamak; yarım bırakmak yerine tamamlamaya çalışmak ve hayatımda değiştirebileceğim alanların sorumluluğunu almaktı.
Ataletten çıkmak, hayatın sorumluluğunu almak
Bazen bir işi bitirmek, bazen bir konuda karar vermek, bazen de uzun zamandır ihmal ettiğimiz bir ihtiyacımızı fark etmek…
Kimi zaman evimizdeki bir köşeyi düzene koymak, kimi zaman yeni bir şey öğrenmek, kimi zaman da kendimize verdiğimiz bir sözü tutmak.
Bunların her biri küçük görünebilir. Fakat insanın kendi hayatında oluşturduğu düzen, zamanla başka alanlara da yayılabilir.
Elbette her şeyi bir anda yapmak mümkün değil. Her gün aynı enerjide olamayabiliriz. Bazı işler bekleyebilir, bazı planlar değişebilir. Önemli olan, bunları bir başarısızlık olarak görüp yeniden hareketsizliğe teslim olmak yerine, kaldığımız yerden devam edebilmek.
Atatürk’ün ülkenin geleceğini şekillendirmek için yürüttüğü çalışmaların tarihsel boyutunu düşündüğümde, benim kendi hayatımda çıkaracağım ders de bu oldu: Değişim, niyetin ötesine geçip uygulamaya dönüştüğünde anlam kazanıyor.
Kendi hayatımı yeniden yapılandırmak da bir kerede tamamlanacak bir proje değil. Sürekli gözden geçirmem, eksiklerimi fark etmem ve yeni adımlar atmam gereken bir süreç.
Peki, İstiklal Marşı okunurken neden boğazım düğümleniyor?
Belki yazının başındaki soruya yeniden dönmenin zamanı geldi.
İstiklal Marşı okunurken hissettiğim o yoğun duygu, bana yalnızca geçmişte yaşananları hatırlatmıyor. Bugün sahip olduklarımızı ve bunların bize hangi mücadelelerin ardından emanet edildiğini de düşündürüyor.
Atalarımızın verdiği mücadeleye layık olmak, onların yaşadığı zorlukları birebir yaşamak ya da kendimizi sürekli mahcup hissetmek anlamına gelmemeli. Belki de bu emanete sahip çıkmanın yollarından biri, bize bırakılan imkânları değerlendirmek, kendimizi geliştirmek, üretmek ve yaşadığımız topluma katkıda bulunmak.
Bunun için her birimizin yapabileceği şeyler farklı olabilir. Kimi mesleğinde en iyisini yapmaya çalışır, kimi çocuklarını yetiştirir, kimi üretir, kimi bir başkasının hayatına dokunur.
Benim içinse bu yolculuk, önce kendi hayatıma dönüp bakmakla başladı.
Kendi hayatıma yeniden sahip çıkarak.
Gelin, önce kendi hayatımızda başlayalım; değişimin birbirimize ilham vererek büyümesine birlikte katkıda bulunalım.
Siz bugün kendi hayatınızı yeniden yapılandırmak için hangi küçük adımı atacaksınız?
İlhamım, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK.
