Gülistan Karasu
Hayat yolculuğunda ilerlemenin yolunu ararken yazmanın iyi hissettirdiğini, iyileştirdiğini keşfeden bir kâşif.

Tükürükten Saat

Tükürükten Saat

Bir evin bir kızıyım ben. Annemin eli ayağı. Bazen ulağı, bazen kuryesi, bazen satış temsilcisi çoğunlukla aşçı yardımcısıydım. Her daim hazır ve nazırdım. Beni çağırması yeterliydi.

Mutfaktan çağırdığı günlerden birinde, yanına koştum. Bir de ne göreyim. Tezgâhın başında öfkeden mi telaştan mı bilinmez kıpkırmızı olmuş.

Bu düdüklü tencerenin düdüğünü çöpe mi attın yemez olası? Nasıl haşlanacak bu işkembe şimdi diye işkembeden önce beni haşladı.  Ne dedimse inandıramadım düdüğü çöpe atmadığıma.

Babamın istediği istediği zaman olmalıydı. O gün de babamın canı işkembe çorbası istemiş. Zaman kaybedemeyiz. Yengene git onların düdüğünü alda gel diye beni yolcularken bahçeye tükürdü, üzerindeki baloncuklar sönmeden burada olacaksın diye tembihledi.

Topuklarım kıçıma vura vura baloncuklar sönmeden gidip geldim. Biraz rahatlayan annem para verip bu sefer züccaciyeye   tencere düdüğü almaya gönderdi ve bu işi tükürük kurumadan halledip eve dönmüş olmamı istedi. Bu görevi de tam zamanında başardım.

Annemin zaman ölçüsü gideceğim yerin uzaklığına göre değişirdi. Yakına yolluyorsa baloncuklar sönmeden, uzağa yolluyorsa tükürük kurumadan evde olmalıydım. Beni sokaklarda, çarşıda orda burada oyalanmadan eve döndüren şey işte bu tükürükten saat. Tükürükten saat olur muymuş hiç? Evet olurmuş.

Her gün o kadar çok işimiz olurdu ki, annem tek başına evi, tavukları, bahçeyi çekip çevirirken bir de ısmarlama yani sipariş alarak yorgan dikiyordu. Benim görevim ayak işleri. Yoruluyordu annem, hem de çok. Yorulduğunda ne istediğini tam söyleyemiyor, şeyin üstünde şey var alda gel diyordu. O an annem ne iş yapıyorsa ona uygun ihtiyacı tahmin edip, tam isabetle tutturup, tam zamanında getirmeliydim. Tutturamazsam her şeyi söylemem mi lazım anlayıver diye kızar, kelebek gibi uçup arı gibi sokardı çimdiğiyle.

İşkembe haşlandı kokusundan belliydi. Annem ocağı söndürüp, havasının çıkmasını bekledikten sonra kapağı açıp süzmek için ilistire döktü. Buharla birlikte koku mutfağa yayıldı. İlistirin üstüne löppür löppür işkembeler düştü. Bir baktım ki kayıp tencere düdüğü işkembelerin üstünde ışıldıyor.

Gülemeye başladım, ben sana çöpe atmadım dedim inanmadın düdüğü de mi haşladın? dedim. Bu sefere gülüşüme kızdı. Ben sinirliyken gülme demedim mi? deyip koluma bir çimdik attı.

Annem mutfakta yemekleri hazırlarken izlerdim. Ne isteyebilir? Ne lazım olur? Bir gün bana yemek yap derse, nasıl yaparım? Öğrenmeye çalışıyordum. Sorsam şeyin içine şey katacaksın der, anlamazsam yine kızar diye sesimi çıkarmıyordum.

İki saat önce hiç olmayan tencere düdüğü şimdi tezgâhta üç tane sıra sıra duruyordu. Gülesim geliyordu da ben sinirliyken gülme demedim mi?  Dediğini hatırlayıp, içimden içimden gülüyordum.

Buraya kadar yazdıktan sonra annemi arayıp, yazdıklarımı okudum. Oyuna dalarsan, birine takılırsan, başka bir yere gidersen seni aramaya çıkmayayım o kadar işin içinde, hemen git gel, başına bir şey gelmesin diye öyle yapardım dedi. Bir tür güvenlik ve kontrol mekanizması tükürükten saat. Bana sorumluluk duygusunu hatta zaman yönetimini aşılayan, belki birazda baskı oluşturan bir şey. Annemin pratik zekasını tek bir imgeyle taşıyordu.

Aslında benim içimde kalan asıl söylemek istediğim başka bir şey var. İnanır mısınız bu satırları yazarken kalbim çıkacak gibi çarpıyor ve her an yazmaktan vaz geçecek gibi oluyorum.

Çok kızardım anneme de korkudan bir şey diyemezdim. Hani annem anlayıver, her şeyi söylemem mi gerekir derdi ya. Ben sadece annemi değil, herkesi bir şey söylemediklerinde bile anlamaya çalışıyor, bilmediğimi soramıyor, bilmediğim için utanıyor, sormadan öğrenmenin yeni yollarını arıyordum. Bazen gözlemleyerek, bazen de deneme yanılma yöntemiyle devam ediyordum. İşi biraz daha karmaşıklaştırıp talep etmeden, anlatmadan anlaşılmayı bekliyordum ve tüm bunların annemin izi olduğunu zannediyordum.

Şimdi düşünüyorum da annemin anlayıver dediği evde büyürken belki soru sormayı değil de örüntüleri takip etmeyi öğrenmişim. Gözlem yeteneği kazanmışım. Sezgi mi desem, tahmin mi desem bilemedim ama belki her ikisi birden gelişmiş. Bilmiyorum demenin ne kadar rahatlatıcı olduğunu öğrendim sonra. Çünkü bir alana bilmiyorum diyerek girersem, öğrenerek çıkabilirim.

Bir de şu var ki; insanın aklı karşısındakinin aklını okuyamazmış. Ne annemin yorulduğunda ne istediğini her zaman bilebilirmişim ne de bugün herkesin benden beklediğini. En önemlisi benim beklentimi de karşımdaki bilemezmiş. Bazı şeylerin söylenmesi, bazı soruların sorulması gerekiyormuş.

 Hakkını yemeyeyim, annemin öğrettiği her şey de yük olmadı bana. Çoğu işe yaradı.

Şimdilerde zamanı nasıl mı yönetiyorum? Saatsiz çıkmam abi.  İtiraf etmeliyim, içimdeki tükürükten saat hala dakik çalışıyor.


Yorum (2)

  • Derya Ulaş

    6 Haziran 2026

    😍😍😍 Yine çok güzel kalemine sağlık güzel insan

  • Anonim

    7 Haziran 2026

    ❤️❤️

Yorum Bırak

Cart
  • Your cart is empty Browse Shop
    Select the fields to be shown. Others will be hidden. Drag and drop to rearrange the order.
    • Image
    • SKU
    • Rating
    • Price
    • Stock
    • Availability
    • Add to cart
    • Description
    • Content
    • Weight
    • Dimensions
    • Additional information
    Click outside to hide the comparison bar
    Compare