Öksürüyorum. Nefes almak oldukça güç. Boş tenekeye sopayla vurur gibi; annemin tabiriyle, teneke takırdatır gibi. Öyle bir an geliyor ki nefes alamıyorum. Zemheri soğuğunda, tek sobalı bir göz odada maaile uyumuyor, uyutmuyorum.
Ertesi gün babam doktora götürüyor beni. Üzerinde akciğer resmi olan öksürük şurubu, birkaç ilaç ve gece rahat uyuma umuduyla eve dönüyoruz. Ne fayda…
Annem gazete kâğıdına gazyağı döküyor. Örgü şişiyle birkaç yerini deliyor. Sonra sırtıma koyuyor. Sırtımdan haşır huşur sesler geliyor. Bir de özel iksiri var annemin; ondan kaynatıp içiriyor.
Ben somya yatakta yatıyorum. Solumda duvar, sağımda yer yatağında babam. Bir süre öksürüğüm kesiliyor. İçtiğim iksir gevşetiyor beni, uykuya dalıyorum. Kaç zaman geçiyor bilmiyorum. Dönerken düşüveriyorum. Gözümü açtığımda kendimi babamın üstünde buluyorum.
Yine uyutmuyorum kimseyi.
Sabah okula gidemiyorum. Okul çıkışı kar oynayanlara katılamıyor, camdan bakıyorum. Annem elleriyle tarhana çorbası içiriyor. “Yükün hafiflesin,” deyip banyo yaptırıyor, giydirip yatırıyor. Gelip gidip ateşime bakıyor. Her iş bir tarafa, annemin tek işi ben oluyorum.
Dualarım kabul oluyor.
Annem bana hastayken öyle güzel bakıyor ki, işi çok, ilgisi başka yerdeyse hemen dua ediyorum: “Allah’ım, ne olur hasta olayım.” Bir dahaki sefere öksürüksüz hasta olma duası etmeye karar veriyorum. Uyumuyor, uyutmuyorum yoksa.
İyileşiyorum. Aradan zaman geçiyor. Annemin yine çok işi var. Patlatıyorum bir dua; bu kez öksürüksüz hasta oluyorum. Boğazım şiş, bademciklerim bembeyaz. Doktor ameliyat diyor.
Perdenin kornişine dikiyorum gözümü. Çiviyle çakılmış korniş döner mi? Dönüyor. Fıldır fıldır dönüyor. Bacaklarım taşımıyor beni. Babama yaslanıyorum. Hemşire, “Çocuğa bir şey oluyor!” deyip yakalıyor beni. Gerisini hatırlamıyorum.
Eve dönerken bu kez ameliyatsız hasta olma duası etmeye karar veriyorum. Ne vardı sanki… Annem her zaman, hastayken ki gibi benimle ilgilense.
Yemek yemeyi sevmiyorum. Sevdiğim bir iki şey var, o kadar. Çubuk gibiymişim; öyle diyor annem. Yemediğim için hasta oluyormuşum; bunu da babam söylüyor.
Bilemediniz. Ben dua ettiğim için hasta oluyorum. Ama bunu diyemiyorum tabii.
Sofradaki yemeği yemeyeceğim. Sevmiyorum diyorum. Babam:“Bir sor bakalım, o seni seviyor muymuş?” diyor. Annem kızıyor. Bir çimdik atıyor bana. Ağlarken ağzıma yemeği sokuyor, zorla yutuyorum.
Sonra büyüyorum.
Sadece yaşım değil, bedenim de büyüyor; hem de enine. Yemek yeme isteğimi durduramıyorum. Bu sefer annem kızıyor. “Ellerin kızları incecik belli, giydiği yakışıyor. Bir de sana bakıyorum, canım sıkılıyor. Yeme,” diyor. Bir türlü orta yolu tutturamıyorum. Üzülüyorum ama çare bulamıyorum.
Biraz daha büyüyüp anne olunca bu kez sağlıklı olmak için dua ediyorum.
Duam kabul olmuyor.
Doktorun yazdığı ilaçları kapıdan atıp gidiyor bir el. Aç karnıma ilaç içmek istemiyorum ama çorba da yapamıyorum. Kızım tabakta tost getiriyor. “Çorba yapmayı bilmiyorum,” diyor. Boğazım çizile çizile yiyorum ömrümün en lezzetli yemeğini.
Annem uzakta, bana bakamıyor. Bu kez çocuğum bana bakıyor. Zoruma gidiyor bu hâlim. Ağlıyorum.
O gün söz veriyorum:
Her zaman kendime iyi bakmaya… İyiyi, güzeli istemek için dua etmeye…
Gülmeye. Neşeyle gülmeye…
