Bu yazıyı yazabilmek için dört yıl kadar bekledim. Bunun sebebi yeteri kadar bilgi sahibi olmayışımın yanında aslında hislerimi aktaracak kelimeleri yerli yerine oturtamayışımdı. Hala çoğu pozun ismini tam olarak bilmiyorum, bildiğimse o pozların bende iz bıraktığı. Sanki her poz bir cümleydi ve dersin sonunda hikâye tamamlanıyordu.
Dört yıldır grup yoga derslerine katılıyorum. Bu alandaki deneyimlerimi nasıl anlatırım diye düşünmeye başladığımda ilk aklıma gelen Instagram hikayelerimde yoga paylaşımlarımın köşesine yazdığım minik notlar oldu. Bu notlar o anların bende bıraktığı hissiyatın ipuçlarını taşıyordu. Arşivime dönüp baktım ve bu yazı oluşturmaya niyetlendim. Yoganın bende bıraktığı yansıma, sizlere nasıl tesir eder merak ediyorum. Keyifli okumalar.
Kıyas
Hamak yogayı ilk gördüğümden beri bir merak ve istek duyuyordum. İlk dersimde, aynı grup içinde benden önce başlayanların performansı, gençlikleri ve incelikleri bende yetersizlik, beceriksizlik duygularını tetiklerken kendimi benden genç, ince ve daha deneyimli olanlarla kıyasladığımı anladım.
Adeta yolda yürüyen birinin motosikletle giden biriyle yarışması gibiydi. Üstelik motosikletle gidenin bu yarıştan haberi bile yoktu. Kendimi gereksiz tüketmeye götürebilecek bir davranış modeli …
Dersin ortalarında hocamın hamakta kurbağaya tırmanmayı anlatışını dinledim. Uygulamaya geçtiğimizde bacaklarım kumaşa dolanmış, ellerim dizlerimin hizasında kumaşa tutunur halde havada ters dönmüş bir kurbağa misali debelenirken hocamın sesini duydum.
‘Ne yapıyorsun?’ diye sordu.
‘Tırmanmak istiyorum’ dedim.
Sadece elini sırtıma koydu. O dokunuşun verdiği cesaretle ilk kurbağaya tırmandım. O an anladım ki başkalarıyla kendimi kıyaslamak yerine otoriteden destek almak beni hedefime götürüyor.
O ilk dersin sonunda Shavasana’dan sonra kendimi tutamayıp ağladım. Sebebini bilmiyordum. Daha sonra anladım, o gözyaşları gevşeyen sinir sistemimin rahatlama yoluydu.
Güven
Aradan bir iki ay geçti. Hamakla boğuşuyor, sanki onunla didişiyor gibiydim. Hocam ders anlatırken konuşmaların arasında hamağa güvenin dedi. İki kelime içimde birçok kapı açtı.
Omuzlarımızı kumaşla kapatmamızı, kollarımızı düz bir şekilde uzatmamızı, kumaşı nasıl tutacağımızı anlatıp, taklayla kumaşın içine uzanmamızı söylediğinde; hayalimde bir hırka giydiğimi canlandırdım ve kumaş beni sardı, sıcacık bir hırka gibi. Bu, hamakla didişmeyi bırakışımın dersi oldu.
Yine aynı hafta başka bir derste ters Buda pozunu yapacağız. Kumaşın üstünde ayakta dururken ayak tabanlarımızı birleştirip dizlerimiz kumaşın dışında oturur pozisyona geliyoruz. Kumaşı tutup baş aşağı bir duruşa geleceğiz. Hamağa güvenmek bu iki kelimeyi anımsadım ve kendimi baş aşağı bırakıverdim. Çok rahatlatıcı bir histi.
O gün hamak benim annemmiş gibi hayal ettim. Annemin kollarında, güvende, desteklenerek esniyor ve güçleniyordum.
Sonra çocukken bahçemizdeki armut ağacına kurulu salıncakta yaptıklarım aklıma geldi. O kadar benzerlik var ki, benim için yoga dersleri içimdeki çocuğa hediye oldu.
Yavaş yavaş kıyastan, hamakla didişmekten, düşmekten korkmaktan uzaklaşıyor, kendimi iyi hissetmeye başlıyordum.
Odak
Bazı anlar var ki acı beni ele geçirirken öfke duygusu yükseliyordu. Özellikle bedenimin bir tarafını yoğun hissediyordum. Hala öyle. Yüzümden, bakışımdan o kadar belli oluyordu ki. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Tüm odağım o acıdaydı. O acıyı hissettiğimde, odağımı rahat tarafa yönlendirmemi söyledi hocam. Sanki hayatın içinde acı tatlı yaşanmışlıkların olduğu ve biz hangi tarafa bakarsak onu göreceğimizi hatırlatır gibiydi.
Çaba
Zaman geçtikçe yeni pozlar bana zor gelmeye başladı. Kollarımı güçsüz, bedenimi ağır hissediyordum. Yapamayacağım düşüncesi zihnimde beliriyordu. Kısa bir nefes çalışması sonrası hocam pozu yapabildiğinizi zihninizde canlandırın dedi. Zihin sınırları kalkınca arzu ve inanç birleşti. Yapamam zannederek başladığım pozu yapabiliyorum sevinciyle bitirdim.
Başka bir gün, ayaklar hamakta takılı eller matta köklenmiş halde şınav çekmeye çalışıyorum. Bir, iki ve üçüncüde kalkamıyorum. Ellerimin üzerine tamamen yüzümü koyuyorum. Gözlerim kapanıyor. Kollarımdan güç alıp itmeye çalışıyorum kendimi. Yok yapamıyorum. Kalkamadım. Her yer karanlık. Ellerim gözlerimi kapatmış halde. Ama kulaklarım açık. Çabanı gör, çabanı takdir et diyor hocam. Benim içimde bir şey aydınlanıyor. Yapamadığımı kabul etmenin sonunda iki seçenek var. Ya bırakacağım ya yapmak için çabalayacağım. Ben çabayı seçiyorum.
Bırakmak
Restoratif yoga ise bambaşka. Aynı pozda dakikalarca kalmak; durmanın, bırakmanın, sabrın sembolü. Çalışan bir anne olarak hayatın içinde durmayı dinlenmeyi unuttuğum zamanları hatırlatıyor. Peki ya hareket etmeden durabilecek miyim? Durmaya sabrım var mı? Bir süreliğine telaşı, hareketi bırakabilir miyim? Bu dersi uygulamak, kendim için mola vermenin önemini anlatıyor. Burada da çabayı bırakmayı seçiyorum.
Yeter bu kadar şımarıklık yazısında ‘bende hayatın kızıyım ve hayatın kocaman şefkatli kollarında bana da yer var’ diye yazmıştım. Hamak benim annemmiş gibi hayal ettiğimi de söylemiştim. Ben hayatın kızıysam, hamak benim için hayat gibiydi. Sakinsem taşıyor, telaşlıysam sallıyor ama hep sarıyor.
Yoga & Beden & Hayat
Peki yogayla hayat ilişkisi nasıl bir şeydi? Esniyorum, bükülüyorum, denge, güç kavramları üzerine pratik yapıyorum. Bedenime şekil veriyorum. Bedenine şekil veren hayatına da şekil verir miydi? Bence bu sorunun cevabı evet. Ya sizce?
Hamakla başladığım bu yolculuğa hatha yoga eşlik etti. Matın üzerinde, kendi alanımda… Nabzım yükselmişken, düşünmeden edemiyorum; koşmadım, yürümedim hatta hiç ilerlememiş görünüyorum. Bu bir içsel ilerleme olabilir mi?
Partnerli çalışmalarda ise desteklenerek girdiğim pozlarda anladığım şu ki; her şeyi kendim yapmak zorunda değilmişim. Destek alabilmek ve o desteğin hafifliğini hissetmek pek güzelmiş.
Bu yolculukta nazik dokunuşlarıyla destekleyen, kurduğu cümleleriyle iyi hissettiren, cesaretlendiren ve her dersini aşkla, özenle hazırlayan hocam Şeyma Kotoğlu’na teşekkür ederim.
Yazımı tamamlayıp fikrini söylemesi için kızıma okuduğumda, sen yogayı böyle mi seviyorsun? Ben sadece spor olsun diye gittiğini sanmıştım. Seni hiç anlamamışım dedi.
Evet ben yogayı böyle seviyorum.
Bu, sevmenin hangi türü? Bilmeden.

1 Yorum
Derya ulaş
3 Aralık 2025Canım benim emeğine kalemine sağlık
Evet bencede bedenine şekil veren hayatınada şekil verir 🥰🥰🥰