Yin ve Yang sembolü siyah ve beyazdan oluşan bölünmüş bir daireyi içerir. Siyah taraf Yin’i beyaz taraf Yang’ı temsil eder fakat her iki taraf da içinden karşıt rengin bir noktasını barındırır. Bu, her şeyin içinde karşıtını barındırdığı ve bir şeyin en yoğun olduğu anda bile değişime hazırlandığı düşüncesini sembolize eder. Bu nedenle Yin ve Yang sembolü zıtlıkların birliği ve sürekli dönüşümün gücünü sembolize eder.
Bu sembol, dengenin, uyumun ve karşıtlıkların bir arada var olmasının önemini hatırlatır.
Meltem Reyhan Sırlar Bohçası Kadim Semboller.
Yin ve Yang sembolündeki siyah rengin yoğun olduğu tarafı, karanlık diye adlandırıp ittiğimizde, içindeki küçük beyaz noktayı da uzaklaştırmıyor muyuz?
Karanlığı yok saydığımızda, onun içindeki hangi canlılığı da kaybediyoruz?
Zemini ne kadar beyaz ve aydınlık hale getirmeye çalışırsak, içindeki siyah alanı daha baskın algılamıyor muyuz?
Işığı büyütmeye çalışırken, hangi karanlığı patlamak üzere sıkıştırıyoruz?
Bunun gibi sorular aklımızda uçuşurken, yaşadıklarımızı ayan beyan anlatmayınca yine bir masal yazıyoruz.
Bu masal dengeyi tutturamayanlara
Bir zamanlar geniş ve bereketli ormanda yaşayan ceylan, bir kurtla rastlaşmış. Ceylan önce tedirgin olmuş ama sonra kurt ‘karnım tok sana zarar vermem’ deyince yol arkadaşı olmuşlar.
Kurt, ceylanı aç olan yırtıcı hayvanlardan korumuş. Daha önce görmediği çok güzel bir vadiye götürmüş. Ceylan yemyeşil otların, güzel kokulu çiçeklerin üstünde, kocaman ağaçların serin gölgesinde, kuşların en güzel şarkılarının eşliğinde hem uyumuş hem beslenmiş. Harika keşifler yapmış.
Sonra kurt acıkmış, yiyecek bir şey aramaya gerek duymadan ceylandan bir ısırık alıvermiş. Yaralı ceylan ince bacaklarının atikliğiyle kaçmış kurtulmuş. Vadiden çok uzakta bir ağaç kovuğuna sığınmış ve orada yaşamaya başlamış. Düşünmüş, düşünmüş kurt bu durumu önceden planlamış mı bilememiş.
Kovuğun yakındaki otlarla beslenmiş, sudan içmiş. Gel zaman git zaman ısırık yarası iyileşmiş iyileşmesine de kalbindeki hasar aynı duruyormuş. Vadinin yolunu bildiği halde, o vadiyle kurt buluşturdu diye gitmiyormuş. Ne zaman kuşlar şarkı söylemeye başlasa kulaklarını tıkıyormuş.
Ceylan yeniden kurtla yol arkadaşlığı yapmak istemiyormuş. Aslında doğru da bir karar vermiş çünkü bazı sınırlar hayat kurtarırmış.
Ama ceylan sadece kurt konusunu değil onun açtığı yolu da kapatmış. Vadinin bereketini, güzelliklerini, neşeli şarkıları…
Acıdan korunmak için sevdiği şeylerden vazgeçmiş ve böylece küçücük bir alanda kalıvermiş.
Aynı yerde dönüp durmaktan hoşnut olmayan ceylan, ne yapabileceği konusunda üzgün üzgün düşünürken bir peri çıka gelmiş.
Peri, olan biteni dinledikten sonra:
‘Aslında ilk karşılaştığında tedirgin olmadın mı? Vaatlerin çekiciliğinden bu duygunu bastırmadın mı?
Sende üstünde uyuduğun çiçekleri çimenleri ısırmadın mı? Onların kaçmak gibi bir şansı yokken, hatta sen ısırdın diye yeniden yeşermekten ve çiçek açmaktan vazgeçmemişken, sen neden vaz geçiyorsun?
Ya kurtla arkadaş oluyorsun ya da kendini bu kovuğa hapsediyordun. İkisinin ortasını bulmalısın. Kurtla yeniden arkadaş olmadan da vadide yaşayabilirsin. Üstelik bedenindeki bu diş izleri kendini nasıl koruyacağını da hatırlatır’ demiş.
O geceden sonra ceylan kuşların şarkılarını dinlemeye ve yeniden yola çıkmaya karar vermiş.
Masalımız burada biterken gökten hiç elma düşmemiş. Zaten elma ağacının altında yazılan bu masal, arkasında birkaç soru bırakmış.
Hayatta asıl olan denge değil midir?
Peki denge; kurttan uzak durmakla ya da masum kalma iddiasıyla sağlanır mı?
Karanlığın izini okuyabilmek, aydınlığın içinde körleşmemek denge olabilir mi?
Yaşadıklarımızın; nereden yaralandığımızı değil, bundan sonra nasıl yürüyeceğimizi hatırlaması gerekmez mi?
Ve bunun adı dönüşüm olabilir mi?
