Bir gün bir tavşan, kaplumbağanın yavaş olmasıyla alay ediyordu.’ Hiçbir yere varabiliyor musun?’ diye alaycı kahkahayla sordu. ‘Evet’ dedi kaplumbağa ‘sandığınızdan daha çabuk varacağım’. Bir yarışta bunu size kanıtlayacağım.’
Ezop Masalları
Anlatmak istediğim konuyu yazmaya başlama konusunda zorlandığımda, aklıma hemen masallar gelir. Tavşanla kaplumbağa masalı bana göre anlatacağım konu için iyi bir örnek. İlk satırlarını paylaştığım bu masalın, tamamını okumak isterseniz internetten ulaşabilirsiniz.
Burada hatırlatmak istediğim şu: Tavşan da biziz, kaplumbağa da.
İÇİMİZDEKİ TAVŞAN
Kendimize güvendiğimiz alan her neresiyse, bizimle aynı performansı gösteremeyecek olanı hor gördüğümüzde…
Hor gördüğümüz, bizim yaptığımızı yapabileceğini beyan ettiğinde…
Bu beyana alay ederek kibirle karşılık verdiğimizde…
Herhangi bir şeyde hızlı olduğumuzda, yavaş olanla kendimizi kıyasladığımızda…
Yolun yarısında hızımızdan soluk soluğa kalıp dinlenmeye geçtiğimizde…
Bu dinlenmeyi abartıp nasılsa yaparım diye rehavete kapıldığımızda…
Rehavetten uyanıp, hor gördüğümüzün önde olduğunu gördüğümüzde…
Zaten biliyorum cümlesini sık kurmaya başladığımızda…
Bildiğimizle övünüp kendimizi güncellemediğimizde…
Bilmediğini düşündüğümüzün kendini geliştirdiğini gördüğümüzde…
Bir işi, bir tek biz iyi yaptığımızı düşünürken, bir başkasının daha iyi yaptığını anladığımızda…
Masaldaki tavşandan ne farkımız var?
İÇİMİZDEKİ KAPLUMBAĞA
Yavaş olduğumuzu bildiğimiz halde yola çıkmaktan vazgeçmediğimizde…
Başkalarının hızına bakıp kendi adımlarımızdan utanmadığımızda…
Kendimizle yarıştığımızda ve geldiğimiz yolu görebildiğimizde…
Alay edilse bile, yolun sonunda varmanın mümkün olduğuna inandığımızda…
Kıyasın içine çekilmeden, kendi tempomuzu koruduğumuzda…
Hızlı olmadığımız için durmak yerine, istikrarla devam etmeyi seçtiğimizde…
Kimsenin alkışlamadığı anlarda bile yürümeyi sürdürdüğümüzde…
Önde görünenlerin durabileceğini, geride kalanların ilerleyebileceğini bildiğimizde…
Rehavete kapılmadan, küçük ama sürekli adımlar attığımızda…
Bilmediğimizi kabul edip, öğrenmeye açık kaldığımızda…
Yavaşlığımızı bir kusur değil, bir dayanıklılık biçimi olarak gördüğümüzde…
Yarışın değil, yolun içinde kalmayı başardığımızda…
Masaldaki kaplumbağaya yaklaşmaya başlıyoruz.
Kaplumbağa, tavşanı yenmek için yola çıkmaz. O sadece varmak için bırakmamayı seçer. Hızlı olmayı değil, sürdürülebilir olmayı bilir. Kıyasla değil, devamla kazanır.
Ve belki de masalın asıl söylediği şudur:
Hayatta hepimiz zaman zaman tavşan oluruz. Ama yolun sonuna varanlar, içindeki kaplumbağayı dinlemeyi bilenlerdir.
Belki de hatırlamamız gereken; kimden öndeyim değil, nereden nereye geldim? Diyebilmektir. Bence hayat çoğu zaman başkalarını geçenleri değil, yolunda kalanları bir yere götürür.
